Yazılar

KCK’da iki taraf da rehin

07/07/2012 Radikal Gazetesi – Koray Çalışkan

İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 140’ı tutuklu 205 sanıklı davanın dördüncü duruşmasına katılmak için Silivri’deydim. Bu sefer yollar tutulmamış. Ortalık boş. Cezaevinin karşına dayanışma çadırları kurulmuş. Uğrayanlanara karpuz ve çay bedava. Kavrulucu sıcak altında su en büyük ihtiyaç. O karmaşada çevre duyarlılığı da bir yana bırakılmamış. Yanımdaki arkadaşım kapak toplama kutularını gösteriyor. Trakya’da salınan BDP bayraklarının hemen yanında. Duruşma salonu tenhalaşmış. Tutuklulukların moralleri iyi. Arkadaki izleyicilere el sallıyorlar. Prof. Dr. Büşra Ersanli eliyle “iyi” olduğunu söylüyor. Artık küçük Büşra denilen Büşra Beste Önder de gayet moralLi. Dün üniversiteden arkadaşları gelmiş. Birisi “İnek!” diye bağırmış. Hakim de dönüp şöyle bir bakmış. Büşra yine sınıfının en yüksek ortalamalı öğrencisi olmuş. Cezaevinde bile çalışmayı boşlamamış, bütün derslerinden en yüksek notlarla geçmiş. Savcı da dönüp bakmış mıdır bilmiyorum. Bence önüne bakmıştır. Avukatların bölümü de çok tenha. Uzaktan Fikret İlkiz’i görüyorum. Önündeki dosyaları okuyor. Çevresinde çoğu çok genç 10-12 avukat. Dün duruşmada bu genç avukatlar iddianemenin tamamının, yani 2 bin 500 sayfanın hepsinin okunmasını istedi. Bence çok yanlış bir tavır. Mahkeme salonları yargıya yetmiyor. Mahkemenin büyük olasılıkla önümüzdeki cuma ara vermesi gerekecek. Eylül, ekime kadar uzayabilecek bir ara bu. Oysa savcının hazırladığı 130 sayfalık özet iddianamenin okunmasına izin verselerdi, ifadeler hızla alınabilirdi. Cumaya kadar da birçok tutuklu sanığın serbest bırakılması mümkün olurdu. Hâlâ böyle bir imkân var. Gelecek hafta perşembe, avukatların bir bölümü tutuksuz yargılanma talebini iletecek. Ne olacağını kimse bilmiyor.

Silivri’de güç ve acz

05/07/2012 taraf Gazetesi – Hidayet şefkatli Tuksal

Silivri… İstanbul’a çok yakın, güzel bir sayfiye ilçesi. Buraya ilk kez bir kadın buluşması için gitmiştim. İkinci gidişim ise, Büşra Ersanlı’nın da aralarında bulunduğu KCK davasının ilk duruşmasının yapıldığı 2 Temmuz Pazartesi günü oldu. KADER’in çağrısını gördüğümde, ben de mutlaka gitmeliyim dedim ve gittim. Sabah 7’de Taksim’de buluşup, iki otobüsle hareket ettik. Otobüsümüzde, hem KADER’den hem de başka örgütlerden kadınlar vardı. Prof. Binnaz Toprak da milletvekili kimliğiyle aramızdaydı. Yolda arama noktaları ve bu noktalarda durdurulmuş araçlar gördük. Biz herhangi bir engele takılmadan Silivri’ye ulaştık ama mahkeme etrafında alınan “aşırı” güvenlik önlemleri gerçekten komik bir durum arz ediyordu. Komikti, çünkü bu kadar “aşırı” bir tedbir, “güç” duygusundan çok, “acz”i ve “korku”yu ele veriyordu.

Mahkemenin epey uzağında bir yerde kontrolden geçerek ve elimizdeki lolipopları bırakmamız istenerek bu noktadan geçebildik. Mahkeme önüne geldiğimizde, içeri girip giremeyeceğimizi bilmiyorduk. Yaş ortalamamız 50 ve üstüydü, ne oturacak bir yer, ne de acil bir durum için düşünülmüş bir tuvalet vardı. Düşünülen tek şey 300 ana kuzusu askeri, o yaz sıcağında, güneşin altında teçhizatlı bir şekilde yan yana dizmekten ibaretti. Biz onlara acıyarak bakarken, onlar ne hissediyordu bilemiyorum. Zaman geçtikçe mahkeme önü kalabalıklaşmaya başladı. Bu arada BDP’li görevliler geldiler ve ortamı düzenlemeye başladılar. 140’ı tutuklu, 205 sanıklı bir davada, kapıda işlemler için sadece iki görevlinin olması, bu düzenlemeyi daha da önemli kılıyordu.

Bu dava, hukukla alay ediyor!

04/07/2012 Milliyet Gazetesi – Mehveş Evin

Uluslararası PEN Başkan Yardımcısı Eugene Schoulgin, Ragıp Zarakolu ve Büşra Ersanlı’nın da yargılandığı KCK davası için bu yorumu yapıyor:
“Avrupa, Türkiye’de hukukun olmadığını görmeye başladı. KCK davası, bunun en açık örneği. Hukukla alay ediliyor.”
Pazartesi başlayan davanın ertesinde, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti lokalinde düzenlenen basın toplantısındayız. Schoulgin, davayı hem PEN, hem Uluslararası Yayıncılar Birliği adına izlemiş. “Yabancı gözlemciler için bu dava, Türkiye’de terörist sözcüğünün ne kadar yanlış kullanıldığını anlamak için tipik bir örnek” diyor.
Türkiye’de McCarthycilik adına yeni bir dönemin başladığını belirten Schoulgin, özellikle son iki yılda her şeyin hızla kötüleştiğini, toplumun en yapıcı, yaratıcı bireylerinin hayatlarının bu davalarla mahvedildiğine dikkat çekiyor… Ersanlı ve Zarakolu gibi, ülkenin daha modern, olgun, liberal olması için çaba harcayan isimlere teşekkür etmek yerine hapse gönderildiğini de sözlerine ekledi.

Post-modern bir kapatma davası

03/07/2012 Radikal Gazetesi – Koray Çalışkan

Silivri yolundayız. 140’ı tutuklu, 205 sanıklı ve Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın 40 yılla cezalandırılması istenen davanın ilk duruşmasına gidiyoruz. Arabada yakın bir dostum var. 1982’de mahkemece onanmış cezası olduğu halde, üst mahkemeye temyize gidildiğinden tutuksuz yargılanmış. Ancak üst mahkeme kararı bozmadığı için içeri girmiş. 12 Eylül’ün bile ‘daha adil’ göründüğü günler bunlar.

Mahkemeye otobüsle, minibüsle gelmek isteyenler daha İstanbul’dan engellenmeye başlıyor. Öğleden sonra BDP Avcılar ilçe yönetiminden Ali Ekber Bel yaklaşıp kendini tanıtıyor. Minibüsün bütün evrakını incelemişler. Açık bulamayınca polis doğrudan el koymuş. Başka arabalarla Silivri’ye ulaşmışlar.

Silivri girişinde çevik kuvvet ve jandarma çevirmesi var. Yollar tutulmuş. Arabalar, insanlar üst üste. Yolumuzu değiştirip bir ekin tarlasının yanına park ediyoruz. İki kilometre yürüyoruz. Mahkemeyi bir cezaevinin avlusuna kurmuşlar. Girişi bağımsız diyorlar ama mahkemeye girmek benim için cezaevine girmekten zor oldu.

KCK: Post modern parti kapatma davası

02/07/2012 T24 – Murat Sabuncu

Avukatlardan biri “yıllarca Kürtlere meşru zeminde siyaset yapın çağrıları yapıldı. Onu yapmak için yola çıktılar. Tutukluyorsunuz” diye konuştu.

Özel Yetkili Mahkemeler sözde kaldırıldı ya… Bir süre sonra “Kürt Memed nöbete” gibi sadece Kürtleri yargılayan mahkemelere dönüşebilir.

Bugün yargılanan kişilerin pek çoğu BDP”de siyaset yapan sivil politikacılardır. Evlerinde yapılan aramada tek bir çakı bile bulunmamıştır. İddianamedeki 220 ithamın çoğu basın bildirisi okumak gibi sivil eylemlerdir. Gelin bunun adını koyalım; Bu davanın adı “post modern parti kapatma davası”dır…

Bu davanın BDP”yi kapatmaya yönelik olduğu fikrine BDP”li yöneticiler de katılıyor. Partinin milletvekillerinden Sabahat Tuncel dava öncesi konuşurken “ucunun kapatma davası” olarak BDP”ye dokunacağını düşündüğünü anlatıyor.

Büşra Ersanlı..Dünyanın yakından tanıdığı akademisyen. O da tutuklular arasında. Herkesin birbirine uzaktan el salladığı anlarda görüyorum. BDP siyaset akademisinde ders verme, bilimsel notları ve telefon konuşmalarından başka hiçbir delil yok hakkında. Ama aylardır tutuklu.

Büşra Ersanlı ve Türk paradoksu

01/07/2012 Zaman Gazetesi – Joost Lagendijk

Geçen hafta Amerika’nın en prestijli dış politika dergisi Foreign Affairs’in internet sitesinde Türkiye ile ilgili önemli bir makale yayımlandı. Doktora adayı Michael J. Koplow ve Dışilişkiler Konseyi’nin etkili isimlerinden Steven A. Cook tarafından kaleme alınan bu kısa yazı, ‘Türk Paradoksu’ başlığını taşıyor ve Türkiye hakkındaki tartışmaya önemli katkıda bulunuyor.

Zira ABD ve Avrupa’daki bilgili Türkiye gözlemcileri arasında giderek yayılan bir görüş birliğini yansıtıyor. Türkiye’nin her eleştirenin sonunda hapsi boyladığı bir polis devletine dönüştüğüne dair son aylarda çok sayıda Amerikan ve Avrupa medya organında çıkan güvenilmez ve yanlış yönlendirici yayınlardan söz etmiyorum burada. Cook, Türkiye’deki gelişmeleri çok uzun zamandır takip ediyor ve bölgeyle ilgili bazen provoke edici olsa da genelde dengeli yazılarıyla tanınıyor. Son makalesi, bir çarpıcı çekim değil, bilakis uzun süreli gözlemlere ve Türkiye’nin anti demokratik geçmişini aşma çabalarına yönelik net sempatiye dayanıyor…

Büşra Ersanlı’ya mektup

‘İleri demokrasi’miz: Bir umut, üç azar, beş ceza…

Sevgili Büşra,

Bakırköy Hapishanesinden yazdığın 9 Haziran tarihli ve ‘görül müştür’ damgalı mektubun üç gün önce elime geçti. İnci gibi el yazın, kocaman kuyruklu “g”ve “y”lerin, her mektubuna mutlak eklediğin minik bir “süs”, az sözcükle çok şey anlatma becerini içeren açık mavi üç sayfayı, üç gündür cebimde dolaştırıyorum…
29/06/2012 Cumhuriyet Gazetesi – Zeynep Oral
Biliyorum, şu günlerde çok yoğunsun! Sekiz aydır tutuklusun! Ve birkaç gün sonra tutuklandığın KCK davası kapsamında ilk kez mahkemeye çıkacaksın! Diyorsun ya, “…İddianame, ek iddianame derken, savunma hazırlığı da var… Ama torbaya sokulduğum için -torba dava diyorlar ya… dava ne havada seyredecek bilemiyorum…” Ve sonra patlatıyorsun beni hiç terk etmeyecek sözlerini: “Her şey sürpriz, demokrasi aslında şaşırtma ve sürpriz rejimi olarak da tanımlanabilir. Bir umut, üç azar, beş ceza…”

Bu tanıma bayıldım. Üstelik bizimki “ileri demokrasi”… Ama korkarım ki, önceki günden sonra KESK, Eğitim-Sen temsilcileri de “torba”landıktan sonra, oranları değiştirmek gerekecek: Bizim ileri demokrasimiz, bir umut, beş azar, elli beş ceza yolunda ilerliyor…

Karaduygun ve Soğuk Kazı

29/06/2012 Bianet – Büşra Ersanlı

Sema Kaygusuz ve Birhan Keskin, bu iki edebiyatçı birbirlerinin dillerine, kelimelerine, algılarına buyurmuş gibiler, yani “hoş gelmişler”. Şiirle hikaye birbirini açacak, birbirine katacak.

Sema Kaygusuz’un Karaduygun hikayelerinde Birhan var “hayatındaki en uykusuz kişi olarak”. Onu buldum, üst ranzada kitaplarımın arasında. Zaten sadece beş tane şiir kitabım var; Birhan’ınkinin adı Soğuk Kazı. Kitabın içinde bir ad daha var “Dünyanın Katı Huyu”.
Konumlandırılmış duygum ikinci ada daha yakın çıktı. Sema Kaygusuz’un Karaduygu, kitabın sonlarına doğru anladığım kadarıyla, melankoli kavramının gündelik hayattan çıkmış halinin yerelliği.
Birhan ise şair, Soğuk Kazı’nın yazarı ve Karaduygun hikayelerinin gölgedeki sürücüsü, ama Sema Kaygusuz sürükleyicisi… İkisi içiçe; Bakırköy Cezaevinde benim odamda iki kitap olarak buluştular.
Sevgili Melek [Ulagay-Taylan] birini, öbürünü de sevgili Ayten [Alkan] cezaevi kapısında ders verdiği gün (3 Mart 2012) yollamış.Yollarken bilemezdi Ayten çünkü o günlerde Karaduygun daha taze basılmıştı veya daha çıkmamıştı piyasaya. Melek de, bende bir Soğuk Kazı olduğunu nereden bilsin!
İşte zindanın mazgal gücü!…

Zaytung, KCK, TMK

15/06/2012 Radikal Gazetesi – Orhan Kemal Cengiz

Hiyerarşik ve kesintisiz bir ilişki içinde olmayan hiç kimsenin örgüt üyesi olarak kabul edilmemesi gerekir.Mizah sitesi Zaytung geçen günlerde yayımladığı bir ‘haberle’, KCK soruşturmasında gelip dayandığımız trajikomik durumu çok iyi bir şekilde anlatıyordu…

Esas balığa kürtaj ne zaman bitecek?

14/06/2012 Vatan Gazetesi – Mutlu Tömbekici

İnsanlarımız duyarsız, insanlarımız kötü ama bu yeni bir şey değil. Cennetten kovulduğumuzdan beri bu böyle. Halk böyle diye vazgeçecek değiliz.

Burada kabahatli olan devlettir. Rahme düşmüş çeyrek damla canın BİLE hamisi olduğunu iddia devlet, denizlerin koca canını candan saymıyor. Balıkçılarla papaz olmasın diye (herhalde) yasal avlanma boylarını yeterince yükseltmiyor. Daha önemlisi denetimi yapmıyor. KCK’dan Büşra Ersanlı’yı bile içeri tıkıp bir daha salmayan devlet, denizlerin canına okuyana adam gibi ceza kesmiyor. Yalandan üç beş kuruşunu alıyor, ertesi gün canavarlar yine denizde.